|

20. yüzyılda gittikçe artan
bir hızla ilerleyen bilim, gelecek için umut veriyor bize. Kısa zamanda yaşanan
büyük gelişmeler gelecekte yaşanacakların müjdecisi sanki. Sahip olduğumuz
bilgi birikimi, gelecek için yaptığımız planlar bize ileride bilim ve
teknolojinin nasıl olabileceği konusunda ipuçları veriyor.

Evren sözcüğünün çağrıştırdığı görüntü,
uçsuz bucaksız büyüklükte bir boşluk. Oysa kuramsal fizikçiler için
bunun tam tersi söz konusu. Yapmaya çalıştıkları, bu koskoca boşluğu, en
ufak noktalarındaki olaylarla açıklayabilmek. Sicim kuramını, bunu bizim
farkında olamayacağımız kadar küçük ölçeklerde bükülü ek boyutlar ve
bunlara sarılmış sicimler ya da zarlarla açıkladıklarını düşünüyorlar.
Bu mini evrenlerin toplamıysa, şimdiye değin betimlenen evren tablosundan
oldukça farklı resimler oluşturuyor.

Bir gökadanın ıssız bir sokağında yaşadığımızı
biliyoruz. Samanyolunun büyük bir gökada olduğunun da farkındayız. Ancak
gelişen kuramsal bilgilerimiz, duyarlılığı giderek artan gözlem araçlarımız,
gökyüzünde soluk bir kanadını görebildiğimiz gökadamızın, dev boyutlu
karanlık bir halenin çevrelediği, kardeşlerini yiyerek büyüyen bir dev
olduğunu ortaya koyuyor.

21. yüzyıl fiziğinde ilginç gelişmeler olacağını
tahmin edebiliriz. Tıpkı olumsuz sonuç veren ünlü Michelson-Morley
deneyinin, Einstein tarafından özel görelilik teorisinin inşası için gerekçe
gösterilmesi gibi devrimsel fikirler üstüne kurulacak yepyeni teoriler
bizleri bekliyor olabilir.

Türkiye jeotermal enerji kaynakları açısından
oldukça zengin bir ülkedir. Bu özelliği dikkate alınırsa, bazı şehirlerin
jeotermal enerji kaynağından yararlanılarak ısıtılabileceği düşünülebilir.

Bilişsel süreçlerin beyindeki hangi yapıların
etkinlikleriyle örtüştüğü, yüzyılımızın en ilginç araştırma
konularından biri. Bu çalışmalarla ortaya çıkacak bilgiler, hem kendimize,
hem de topluma bakışımızı değiştirebilir.

Depremleri önlemek ya da yaşadığımız
toprakları terk etmek olanaksız olduğuna göre, depremlerle birlikte yaşamayı
bir doğal davranış, bir yaşam biçimi haline getirmek zorundayız.

Maddeyi hepimiz az çok tanıyoruz, zihnimizde
canlandırıyoruz. Ancak, bu maddeye kütlesini kazandıran şeyin ne olduğu çoğumuzun
aklına bile gelmemiştir. Oysa, önde gelen fizik kuramcılarını on yıllardır
meşgul eden soru bu. Dev parçacık hızlandırıcıları şimdi harıl harıl,
tüm maddeye kütle kazandıran bu Higgs parçacığını arıyor. Fizikçiler
parçacığın, yeni yüzyılın hemen başlarında ortaya çıkacağını
umuyorlar.

Radyo ve televizyon vericileri, radarlar,
telsizler, mikrodalga fırınlar, tıbbi aygıtlar, bilgisayarlar ve son olarak
da cep telefonları... Tümünün yaydığı elektromanyetik alanlar var. Araştırmacılar
bu alanların sağlık sorunlarına yol açtığından kuşkulanıyor.

Görüntü, hareketli görüntü ve sesin sayısal
olarak kaydedilip saklanması ve geri alınması çoktan kanıksandı. Bu süreçte
atlanagelen metinler, bir iki yıl içinde, en büyük iletişim devrimiyle sayısallaşabilir.

Yeme bozuklukları bir tür hastalık. Bu hastalığa
yakalananlar kendi beden algılarında yanılsamalar yaşıyorlar. Beden algısındaki
bu çarpıklık yemekle kurulan ilişkiyi de etkiliyor. Hastalar kendi hayatlarında
tek kontrol edebildikleri şeyin yemek olduğunu düşünüyor.

Denizlerin derinlikleri insanoğlu için yüzyıllarca
gizemli ve ulaşılmaz yerler olarak kaldı. Bu yerlerin keşfedilebilmesi için
teknolojinin belli bir düzeye gelmesi gerekiyordu. Günümüzde bilim adamları,
gelişmiş sualtı araçları yardımıyla denizlerin derinlikleriyle ilgili önemli
bulgular elde edebiliyorlar.

Ormanlarımız azalıyor mu, artıyor mu? Soru bu
denli yalın. Yanıtı için istatistiklere bakar, ormanlarımızın nitelik ve
niceliğine göre süreç içinde nasıl değiştiğini anlayabilirsiniz. Ancak
bu konuyu sorgulamanın başkaca yolları da var.

Kırk yıllık uzay araştırmaları tarihinde, çok
önemli ilerlemeler kaydedildi: Değişik amaçlı binlerce uydu Dünya'nın yörüngesine
yerleştirildi. Güneş sisteminin keşfine yönelik yüzlerce uzay aracı gönderildi.
Dört binden fazla roket uzaya gönderildi. Ne var ki bu çalışmalar sırasında
uzayın kirlenmesinin de önüne geçilemedi. Eğer kirlenme bu hızla sürerse
21. yüzyılın ikinci yarısında uzay araştırmaları tehlikeye girecek.

Dünya'daki yaşamın kaynağı olan Güneş, ona
karşı yeterli koruması olmayanlara pek de misafirperver davranmıyor. Çünkü
Güneş, herhangi bir canlıyı kısa sürede öldürebilecek dozda ışıma yapıyor.
Neyse ki bizi güneş rüzgârıyla gelen parçacıklardan koruyan doğal bir
kalkanımız vardir...

Türkiye zor bir kararın eşiğinde. Nükleer
enerji seçeneğini benimseyecek mi, benimsemeyecek mi? Bu konuda süregelen
tartışmalar, dile getirilen kuşkular, kararı güçleştiriyor. Verilmesi güç
ayrı bir karar da, hangi teknolojinin seçileceği.

Yıldızların merkezinde
gerçekleşen süreci yeryüzüne indirmek için çeşitli yollar deneniyor. Sağlanan
ilerlemeler, düşün gerçekleşmesinin sanıldığı kadar uzak olmadığını
gösteriyor.

Başıboş, aç sokak köpekleri, sağlıksız
kentleşmenin ürettiği bir sorun. Şehirleri sahiplenen insanlar, bu davetsiz
misafirler için çeşitli "çözümler" öneriyorlar. Bunlar çoğu
kez ekoloji etiğine uygun düşmeyen yöntemler.

Bitkiler,
hayvanlar, taşlar, fosillerle ilgileniyor musunuz? Türleri tanımlayıp
birbirlerinden ayırt edebiliyor musunuz? Canlı ve cansız tüm
varlıklarla
nasıl bir etkileşim içindesiniz? Doğadaki değişiklikleri kolayca fark
edebiliyor musunuz? En azından bu sorular ilginizi çekti mi?

Güneş sistemi dışında keşfedilen gezegenlerin
sayısı yirmi dokuzu buldu. Yeni keşifler de yolda. Ancak, dolaylı gözlemler,
keşfedilen gezegenlerin, Dünyamızdan çok farklı olduklarını ortaya koydu.

Yeni bir keşif heyecanı bu. Mars yeni bilinmeyen
topraklar olarak görülüyor artık. Bu aşamada artık Mars'a insan gönderilmesi
düşünülüyor. Peki bu işi yapan robotlar varken neden insan gönderilsin?
165 milyon dolar harcanan Mars Polar Lander araçlarının yitirilmesi gibi
kazalar, NASA'yı insanlı uçuşlara yöneltti.

Yaşam kitabımız bellek, duyulardan gelen
bilgilerin işlenerek depolandığı yer. bu bilgilerin nasıl işlendiği, nasıl
depolandığı ve gerektiğinde nasıl kullanıldığı, yüzyılımızın en
ilginç araştırma konularından biri.

Cep telefonu kullanıcı sayısı kişisel
bilgisayar kullanıcı sayısını geçti. Halk ve medya daha çok cep
telefonlarıyla ilgileniyor. WAP ve Bluetooth gibi teknolojilerden bahsediliyor.
borsalarda mobil iletişim firmalarının yıldızı parlıyor. Bilişim sekörünün
kraliçesi İnternet, cep telefonlarıyla dans etmeye başladı.

Mağaralardaki resimlerden, kumaş üzerine yapılan
yağlı boya tablolara, fotoğraftan elektron mikroskobuna, Hubble teleskobundan
elde edilen görüntülere kadar her yanımız görüntülerle çevrelenmiştir.
Bu belki de bir görüntünün, herhangi bir şey üzerine söylenmiş pek çok
sözcükten çok daha fazla şey ifade etmesindendir.

Baş ağrısı üzerinde çalışan araştırmacıların
en çok başını ağrıtan soru şudur: Ağrı nereden kaynaklanır? Genellikle
yanıtı açık gibi görünüyor; ama bu, devrimci bir buluş kadar önemli.

Hemen her hafta bir hastalık ya da kişisel bir özellikle
ilgili yeni bir genin bulunmuş olduğu haberini alıyoruz. İnsanlarda bulunan
genetik malzemelerin haritasını çıkaracak olan İnsan Genom Projesi de
tamamlanmak üzere. Bu bilgiler belki de toplumların "hastalık" ve
"sağlık" olgularına bakışını değiştireceğe benziyor.

1997 yılında Dolly adlı kopya kuzunun dünyaya
gelmesinden bu yana klonlama dünyasında birçok ilerleme gerçekleşti. bilim
adamları koyunun yanı sıra fare, inek, keçi ve maymun da klonladılar.
Klonlama teknolojisinde patent hakları, klonlama ve genetik çeşitlilik, insan
klonlama gibi konularda tartışmalar sürerken, bilim adamları klonlama
teknolojisiyle, doku ve organ nakillerinde kullanılacak dokularla organlar üretmeye
çalışıyorlar.

Gürültülü uçaklara veda etmemiz kısa sürede
mümkün olmayacak. ama yine de elektrikli taşıtlar için çok fazla
beklememiz de gerekmeyecek gibi görünüyor. Özellikle yakıt hücrelerinden
elde edilen elektrikle çalışacak taşıtların gelecekte yaygınlaşacağını
söylemek kehanet değildir artık.

Farklı coğrafik koşullarda robotların hareket
edebilmelerini sağlamak kolay olmuyor. Bilim adamları, bugüne kadar geliştirilmiş
robotların yetersizliklerini giderebilmek için, robot tasarımında artık
canlıları örnek almaya başladılar.

Yelkenlilerle gezme keyifli. Özellikle de bunun
bir zorunluluk değil, spor ya da eğlence aracı haline gelmesi insan oğlunun
daha da ilgisini çekmektedir.

Tıpkı biz insanlardaki gibi, bitkiler için de görme,
koku alma, tad alma, dokunma ve hatta işitme yaşamsal önem taşıyor.

Çok küçük değişimlerin daha büyük değişimlere
yol açması kaosun en belirgin özelliğidir. Bazen damlayan bir muslukta ve
bazen de insan kalbinin atışında olmak üzere kaos doğada her yerde karşımıza
çıkar.

Bilim adamlarına göre dünyamız aslında soğuma
eğiliminde olmalı. Ne var ki son yüzelli yıllık kayıtlar birşeylerin
sanki ters gittiğini ortaya koyuyor.Çünkü dünyamız giderek ısınıyor. Bu
ısınmanın başlıca sorumluları da su buharı, karbondioksit ve metan gibi
sera gazları. Su buharı dışındakilerin atmosferdeki oranını her geçen gün
artıransa insanların fosil yakıt tüketimi.

Cinsiyet çatışmaları, kardeş rekabeti, aile çatışmaları
vb. Bunlar yalnızca hayvanlar dünyasına özgü müdür? Son yıllarda bazı
araştırmacılar, bitkilerde de benzer kavgaların olabileceğini düşünüyorlar.

Bellek, geçmişimizle bugünümüzü birleştirerek
kişiliğimizi yaratır. Beyinde, eskiden sanıldığı gibi belli bir bellek
merkezi yoktur. Unutuş, beynin gereksiz ayrıntıları atarak yeni anılara yer
açmasını sağlayan doğal bir savunma mekanizmasıdır. Unutmada pek çok öğe
rol oynayabilir. Anılarımızıysa beynimizde her saniye gerçekleşen çok
duyarlı elektrokimyasal süreçlere borçluyuz.

Saydam film teknolojisi tarih mi oluyor? Soruya
yalnızca teknolojik verimlilik açısından bakarsak yanıt net: Evet, film
tarih olacak. Sayısal görüntüleme şimdiden lider oldu. Mükemmel göz düşünü
neredeyse başarmış olmanın sembolik önemiyle birlikte, saydam film
teknoojisi gerilerde kalmıştır.

Mizahın stres atma, rahatlatma etkisi mağara
devrinde bile biliniyor olsa gerek. Ama yakın zamanlara kadar mizah, bilim
insanlarının ilgisini çeken bir araştırma konusu değildi. Artık mizah ta
çok ciddi(!) bir araştırma konusu sayılıyor ve çok sayıda araştırmacı
bu konuda çalışıyor.

Bronz çağının başlangıcında Akdeniz kıyılarında
görülmeye başlayan yelkenli gemiler 18. yüzyıla kadar varlığını sürdürdü
denizlerde. Yelkenli gemiler, yeni yeni yerler bulmak isteyen cesur kişileri dünyanın
bilinmeyen yerlerine taşıdılar.

Hastalıklar daha mı kolay tedavi edilecek? Tanı
koymak kolaylaşacak mı? Hastalıkların ortaya çıkması önlenebilecek mi?
Kendi gen haritamızı tüm ayrıntılarıyla öğrenebilecek miyiz? Gen haritamızı
öğrenmek ne işimize yarayacak?

İnsan, "genli yaşam" serüveni içine
girmiştir. Tarihi boyunca ağır bedeller ödemiş te olsa, insan hala geleceğe
umutla bakabilecek gözlerini yitirmedi.

Biyolojik moleküllerin gözlemlenen biçim ve
karakterleri, elmasımsı kristal yapılarının, fullerinlerin (C60 kristali)
ve nanoteknolojik makinelerin yapımında kullanılacaktır. Fakat sabırlı
olmalıyız. Doğa Ana'nın 3-4 milyar yıllık bir evrimle çözebildiği
problemleri, 20-30 yıl gibi kısa bir sürede çözmeyi düşünemeyiz elbette.

Çöl, suyun kaynağı olamaz mı? Çöl, bize
"ben suyun kaynağıyım" diye haykırıyor da biz bunu algılayamıyorsak?
İlk ve en mantıklı cevap "elbette hayır" olacaktır. Ancak bir
dizi doğa olayı, çöllerden kalkan tozlarla Doğu Anadolu'da su rejimini
kontrol eden kar depolanması arasındaki ilginç ve o derece de önemli bağı
sağlıyor.

Osmanlı bürokrasisinin defter tutma geleneği
sayesinde, dünyada çok az sayıda ülkede yapılabilecek bir nicel çalışmayı
gerçekleştirmek ve tüketici fiyatlarının tarihini 500 yıllık zaman dilimi
içinde incelemek mümkündür.

20. yüzyıl tüm insanlık tarihinin birdenbire değiştiği
bir yüzyıl oldu. Yüzyıllar boyunca küçük sıçramalarla yoluna devam
ederken ne olmuştu da 20. yüzyılda dev bir adım atmıştı? Bilim ve
teknikle birlikte insanlığı da değiştiren bu atılımın nedeni neydi?

Şişmanlık: Dünya nüfusunun altıda biri onun
pençesinde. Batı'da bu oranlar daha da kaygı verici düzeyde. Araştırmalar
şişmanlama eğilimini çağdaş yaşamın getirdiği, hatalı beslenme ve
hareketsiz yaşam faktörlerine bağlıyorlar. Ancak şişmalığın genetik bir
sorun olduğu yolunda bulgular da çoğalıyor.

Son yıllarda insanlarda tek gene bağlı birçok
şişmanlık şekli bulundu. Besin alımını kontrol eden moleküllerin
bulunması şişmanlık tedavisinde yeni umutlar yarattı.

Şişmanlık bugün dünya çapında bir sağlık
sorunu, çünkü yüksek tansiyon, kalp hastalığı ve şeker hastalığı
riskini artırıyor. Şişmanlığın gen ve molekül düzeyinde araştırılması
artık bir zorunluluk.

Doğu'ya giden yollar yüzyıllarca ticaretle, kültürle,
bilgiyle birbirine bağlamıştı Doğu ve Batı dünyasını. Bu yollardan en
önemlisi İpek Yolu'ydu.

Kuantum kuramına itiraz olarak öne sürülen bir
düşünce deneyi uzun bir serüvenden sonra bu kuramın en güçlü kanıtlarında
biri haline geldi.

Çıplak gözle gördüğümüz dünyayı açıklamak
için klasik fiziğin yeterli olduğu yanılgısını sürdürüyoruz. Oysa
temelde madde kuantum mekaniksel yasalara göre işliyor, ve biz de aynı
maddeden yapılmışız. Alıştığımız hemen her olay, hatta düşünce tarzının
altında doğanın kuantum alan kuramıyla ifade edilen özellikleri yatıyor.

İnternet'e bağlanmak, daha düne kadar yalnızca
bir telefon hattına bağlı kişisel ya da dizüstü bilgisayarlarla olanaklıydı.
Oysa WAP telefonlarıyla her an ve her yerden, kısıtlı da olsa, "İnternet'e
girmek" mümkün. Günümüzde firmalar kablosuz İnternet'i yaygınlaştırmak
amacıyla, İnternet'in sunduğu kaynaklara erişimi sağlayabilecek büyük
miktarlarda veriyi aktarabilen ağlar ve gelişmiş el aygıtları üzerinde çalışıyorlar.

Arı ürünleri arasında besin maddelerince en
zengini olan arı sütü, 5-15 günlük yaştaki işçi arıların salgı
bezlerinden salgılanan ve ana arıyla genç larvaların beslenmesinde kullandıkları
bir gıda maddesidir.
Bu hili temalar barada has köp maglumat isleýänler bar bolsa meredov@usa.net
adresi bilen habarlaşyp biler, adresim her wagt açyk...
|